4x4 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4x4 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2019

Land Rover - Freelander II 2.2 TD4 HSE





Land Rover - Freelander II 2.2 TD4 HSE

Günümüzde otomobil markalarının rekabetçi tutum ve tanıtımları, kullanıcıların da karışık iştahları ile birleşince, Crossover ve SUV terimlerinin sıklıkla birbirine karıştırılmasına sebep oluyor.

Her iki segmentteki araçların da görünüş itibariyle birbirlerine çok benziyor olmaları konunun daha da karmaşık hale gelmesini sağlıyor. Crossover araçların hemen hemen tamamı 4x2 olarak tasarlanmışlardır ve genellikle önden çekişlidirler. SUV araçlar ise 4x4 diye tabir edilen 4 çeker Jeep araçlardır. Aynı şekilde Crossover araçlar binek otomobil şasesi üzerine yerleştirilirken SUV araçlar küçük kamyonet şaseleri kullanılarak tasarlanmaktadırlar. Kısaca her iki segment için temel farklar şunlardır diyebiliriz;
  • SUV araçların şasesi kamyonet, Crossover’lerin ise binek otomobil şasesidir.
  • SUV araçlar 4x4, Crossoverler ise 4x2 çekiş sistemine sahiptirler.
SUV araçlar ile yeri geldiğinde dağ tepe yani arazi de de verim alabilirken, yeni nesil Crossover’lar sizi daha çok Şehir içinde ve duble yollarda mutlu edecektir.
 
Bu incelememde biraz yaşımın ilerlemesi(sanırım yaşlanıyorum), dağ tepe kar kış hevesi ve ailenin büyümesi ile sahip olduğum 2008 model SUV bir aracı, Land Rover Freelander II'yi anlatmaya çalışacağım. Aracın 220bin km'de olmasını biraz olsun yıpranmış ceylan derisi döşemeleri dışında anlamanız çok güç. Genel anlamda oldukça diri ve yeni bir görünüme sahip.

Land Rover markası her ne kadar son yıllarda Global ekonomik hareketlilikler ve ortaklıklar sebebiyle Hint'li Tata Motors'un bir iştiraki haline gelmiş olsa da, hala İngiliz tasarımı ve asaletini koruyor. 
Jaguar, Volvo ve Ford işbirliği ile geliştirilen Freelander II, bir önceki versiyonuna göre büyüyen hatlar, zenginleşen donanım özellikleri, giderilen kronik sorunları, büyüyen motor hacmi ve boyutları ile güçlü, asil bir duruş ve karakter sergiliyor. Land Rover modelleri arasında diğer abilerine göre cüsse olarak küçük de olsa, onlarda bulunan pek çok özelliği bünyesinde barındırıyor.
2.2 litre, 160 hp ve 400 nm tork değerlerine sahip TD4 dizel motor ile Land Rover'in adeta tekniğini konuşturmuştur. Her türlü arazi koşulunda üstün performans gösteren araç, asfalt yolda da tıpkı bir spor sedan gibi performans sergiliyor. Özellikle uzun yolda sollamalarda veya yokuşlarda sizi mahçup etmeyecek bir performans sergiliyor. İlk çalıştırmada biraz sesli olan motor, birkaç dakikalık ısınma sonrasında oldukça kabul edilebilir bir sessizliğe bürünüyor.
Dünyada sayılı şanzıman üreticileri arasında bulunan Aisin firmasının geliştirdiği 6 ileri Otomatik şanzıman ile motor son derece uyum içerisinde çalışıyor. Vites geçişleri oldukça konforlu. Viteste kronik bir sorun bulunmuyor. Bu araçta doğru zamanlarda şanzıman yağı değişimi ile ömürlük bir şanzımana sahip oluyorsunuz. Çok dik olmayan yokuşlarda araç ağırlığına rağmen geri kaymıyor. Spor moduna da sahip şanzımanı daha yüksek performans için Spor moduna aldığınızda daha yüksek güçleri rahatlıkla elde edebiliyorsunuz.
2.2 litre hacim ve 1700 kg'lık ağırlığa sahip 4X4 bu araçta yakıt tüketimi tahminlerin altında gerçekleşiyor. İstanbul trafiğinde 9-10 litre civarındaki tüketim, uzun yolda 6,5 litreye kadar düşüyor. Bu noktada kıyaslama yapmak adına motor ve şanzıman uyumu ile kendi sınıfında ve bir alt kategori olan 2.0 araçlardan daha ekonomik ve daha performanslı olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. 
Freelander 2, Land Rover firmasının ürettiği arazi araçlarının en küçüğü olsa da oldukça yeterli bir iç hacme sahip. Aracın iç malzeme kalitesi, konforu, sürüş pozisyonları Freelander 2’nin Land Rover gibi seçkin bir arazi aracı üretici firmaya ait olduğunu hemen gösteriyor. Aracın iç mekanında kullanılan farklı renklerde deri, kumaş döşemeler ve metal, ahşap kaplamalar sayesinde aracın iç mekanı oldukça albenili ve şık tasarlanmış. 
Donanım anlamında 2008 senesine göre oldukça zengin bir gama sahip. Birkaç donanım paketine sahip araçta en üst donanım paketi HSE olarak karşımıza çıkıyor. HSE paketini diğer paketlerden ayırt edici en belirgin özellikler; Ön camda ısıtma rezidansının olması, Sürücü koltuğunda hafıza olması ve arkadaki yolcular için aynı anda ayrı ayrı müzikler dinleyebilecekleri sistemin yer alması. Bu sistem ile bir çocuğunuz kulaklık ile radyo dinlerken, diğeri Cd dinleyebiliyor :)
Diğer donanımları da şu şekilde sayabilirim; Elektrikli, hafızalı ve bel desteğine sahip deri koltuklar, Çift Cam Tavan (öndeki açılır), Elektrik rezistans ısıtıcılı Ön ve Arka Cam, Fonksiyonel Deri Direksiyon, Yol Bilgisayarı, Far ve Yağmur Sensörleri, Cruise Control, Soğutmalı torpido, AUX girişi, Akıllı 4x4 Sistemi, Xenon Farlar, Far Yıkama, Isofix, Ön ve Arka kol dayama, Tam otomatik çift yönlü klima, Elektrikli ve Isıtmalı Yan Aynalar(geri vitese takıldığında ikisi de rahat park etmeniz için otomatik olarak kendini aşağı doğru ayarlar), Ön ve Arka park sensörleri, Elektrikli katlanır aynalar, Sıkışma önleyicili otomatik camlar (anahtardan camların açılıp kapatılabilmesi), Tüm kapılarda saklama gözleri, Çocuk kilidi, Eğim iniş kontrolü, 6 CD’li Mp3 çalarlı Alpine Müzik sistemi gibi birçok konfor özelliğine sahip. Aracın bagaj hacmi 755 Litre. 
İncelediğim neredeyse tüm Freelander II' ler de torpido çatlamasına şait oldum. Zamanla ve güneşin etkisi ile ne yazık ki bu durum kronik bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Oto döşemeciler bu durumu yeni deri kaplayarak çözümleyebiliyorlar fakat ekspertiz aşamasında torpido için "işlemli" ibaresi işleniyor. Bu da airbag konusunda kullanıcılarda şüphe uyandırabiliyor. Şahsen ben torpidoyu bu haliyle kullanmanın ve bir işlem yaptırmamanın daha sağlıklı oalcağı kanaatindeyim.
Özellikle uzun yolculuklar sonunda aracın sizi fiziklsel anlamda hiç yormadığını söyleyebilirim. Buna katkı veren en büyük unsurlar, yüksek oturma düzeni, yol ve gürültü seslerinin minimum seviyede olması olarak deneyimlediğimi söyleyebilirim. Aracın konsolu çok detaylı olmasına karşın trim sesinin olmaması bir o kadar güzel bir durum oluşturuyor. 
Land Rover firması Freelander 2’nin her zemin koşulunda optimum performans, sürüş keyfi ve güvenliğe sahip olabilmesi için aracın yol tutuşunu, fren kabiliyetini arttıracak pek çok teknolojiden faydalanmış. Otomobiller arasında şu anda en gelişmiş olan sistemlerin yanı sıra Freelander 2’de kullanılan en olağanüstü teknoloji kuşkusuz Land Rover’ın geliştirdiği “Terrain Response” teknolojisi. Bu sistem, yer zeminine göre sunduğu dört farklı mod aracılığıyla sürücünün aracın şanzımanının, motorunun, merkezi kavramasının ve şasi sistemlerinin ayarını o anki koşullara göre en iyi şekilde ayarlayarak maksimum sürüş keyfi, yol tutuş kontrolü ve güvenlik sağlıyor. Terrain Response Freelander 2’de bulunan başka bir özellik olan, aracın çekiş gücünün o anki koşullara göre ön ve arka tekerlere dağılımını sağlayan “Akıllı 4WD” ile beraber çalışarak Land Rover tecrübesini her yol koşulunda sürücüye hissettiriyor. Araç fabrika çıkışlı olarak HSE paketiyle gelen 18'' heybetli ve gösterişli çelik jantlara sahip.
Bunun yanında ESP ve diğer ekipmanlar sayesinde birçok aracın yavaşlayarak girdiği viraja siz hızınızı dahi düşürmeden tıpkı bir otomobil kıvraklığında rahatlıkla girebiliyorsunuz. Orijinal lastik ebatları: 235x60x18' oalrak kullanılmış.
Freelander 2, bu kategoride Euro NCAP Çarpışma Testlerinden 5 yıldız alarak geçmiş sadece 3-4 araçtan biri. Sürücü, Yolcu, Yan, Perde ve diz olmak üzere Toplam 10 Hava Yastığı mevcut. ABS-EBS-ESP-ASR ekipmanları mevcut. Akıllı ön arka park sensörleri ile çift kilitleme gibi güvenlik özellikleri de donanımlar arasında yer alıyor. 
Araçta orijinal fabrika çıkışlı Alpine imzalı 440w Premium Surround (8+1) müzik sistemi mevcut. Bagajda bulunan subwoofer ile bass vuruşlarını içinizde hissediyorsunuz. 6 adet CD alan ana ünite üzerinde istediğiniz tüm ayarlamaları gerçekleştirebiliyorsunuz. Direksiyon üzerindeki butonlar ile de ses sitemini kontrol edebiliyorsunuz. CD’den veya Telefonunuzu araca bağlayarak istediğiniz şekilde müzik dinleyebiliyorsunuz. Ne yazık ki USB girişi bulunmuyor.
 
Freelander II, gerçek bir 4X4 deneyimi yaşamak ve bunu f/p ekseninde gerçekleştirmek isteyen herkese ısrarla tavsiye edebileceğim bir araç. Motor ve şanzıman anlamında kronik bir sorunu bulunmayan bu araç, periyodik bakımları aksatılmadan yapılırsa sizi yarı yolda bırakmayacaktır.
Öyle ki, etrafınızdakilere ve sizinle yolculuk yapanlara bu fiyatlara aldığınızı inandıramayacağınız bir araç.

İyi Sürüşler
Erhan Tayar

25 Kasım 2013

Audi A4 2.0 TFSI Quattro S-Line

 Audi A4 2.0 TFSI Quattro S-Line

Hayatta, farkındalığı yüksek insanları heyecanlandıran özel otomobiller vardır...
Gözlerin daima üzerinde olduğu, yanımızdan geçip gittiklerinde ufukta kaybolana kadar ardından tatlı bir tebessümle izlediğimiz...

Mitsubishi Lancer 1.8 CVT aracımdan sonra, bu heyecanı devam ettirmek adına uzun araştırmalar ve incelemelerim sonucunda üçüncü nesil bir (B7) Audi A4 2.0 TFSI Quattro S-Line almaya karar verdim.
  • Audi olması yetmezdi, A4 olmalıydı.
  • A4 tek başına yetmezdi, Turbo olmalıydı.
  • Turbo tek başına yetmezdi, Quattro olmalıydı.
  • Tüm bunların birleşimini safkan bir alt yapıda bir zırh ile araca giydirmek gerekirdi, o sebeple S-Line olmalıydı…
Benim gibi sıklıkla Uzakdoğu üretimi araçları tecrübe etmiş kullanıcıların, Alman otomobillerine geçişinde bir alışma evresi gerekiyor. Kendinize bu konuda esneklik göstermeli, zaman tanımalısınız. Öyleki; Araca biniş inişler, oturma pozisyonu, konsol erişimleri, direksiyon hafifliği, güvenlik konuları gibi birçok detayda farklılıkları daha ilk kullanımda gözlemlemeniz mümkün. 
Bu gözlem sonucunda bir tarafın işinde daha iyi veya kötü olduğundan ziyade, günümüzde ne kadar globalde olsa insanların yaşadıkları bölgelerle farklı olduklarını ve bu farklılıklarını ürettikleri çıktılara yansıttıklarını görüp insanın yaratılışındaki zenginliği ve mucizeyi görebiliyorsunuz.
İkinci el bir Audi alıyorsanız, aracın kullanım kılavuzları, broşürleri konularında ilk sahiplerinin maalesef ki bu dokümantasyonu muhafaza etmede ne kadar bonkör davrandıklarını görebiliyorsunuz. Konuştuğum yazıştığım onlarca kişi aynı dertten muzdarip. Zira her ne kadar online olarak bu ihtiyaç giderilebilse de el altında bir kitabın olmaması büyük eksiklik.  Sonuç; Audi kullanıcı profili, araçlarının kullanım kılavuzlarına ve genel dokümantasyonuna önem vermiyor saklamıyor. Veya çok iyi saklıyor satarken dahi alıcısına teslim etmiyor :)
Bu araçla trafikte ilerlerken epey bir saygın oluyorsunuz ve yol vereniniz bir hayli fazla oluyor. Bunun sebebi 0-100’ünün 7 saniye civarında olması değil. Öndeki 4 halkadan kaynaklı. Bu markanın farklı bir prestiji var. Bmw ve Mercedes’ten de farklı bir prestij bu. İçinde biraz mütevazilik, alçak gönüllülük, biraz teknik bilgi, biraz olgunluk barındıran…
A4’ün kalbi uzunlamasına yerleştirilmiş direkt benzin enjeksiyonlu 1984cc, 200Hp ve 280Nm değerlerine sahip turbo motordan oluşuyor. Maksimum gücünü 5100 devirde veren araç, maksimum torkuna ise 1800 devirde ulaşıyor. Aynı motor bu ailenin birçok spor aracında karşımıza çıkıyor (Golf GTI, Leon Cupra vb.). 
Dördüncü nesil A4’lerde (2009 Yılı ve sonrası) bu motor 211Hp olarak karşımıza çıkıyor. Motorda ve yürüyen aksamda çok büyük değişiklikler olmazken, en büyük farklılık vites sisteminde S-Tronik(DSG) ile çift kavramalı şanzımana geçiş olmuş. Tabi çift kavramalı şanzımanlarda sıklıkla karşılaşılan sorunlar bir önceki yani şuan sahip olduğum ve incelemesini gerçekleştirdiğim B7 kasada neredeyse karşılaşılması pek mümkün olmayan arızalar.

TFSI (Turbo Fuel Stratified Injection)Turbo beslemeli direkt benzin enjeksiyonlu motorun çalışma prensibini biraz açıklamak gerekirse;  yakıt, talebe bağlı olarak kontrol edilen yüksek basınçlı bir pompa ile sağlanan bir ortak yakıt sistemi yoluyla püskürtülüyor. Emme supaplarının arasında yer alan bir enjektörle yakıt doğrudan yanma odasına milisaniyelik hassasiyetle ve 110 bara varan basınçla püskürtülüyor. Yakıt/hava karışımı yanma odasında bütünüyle homojen bir şekilde dağıtılıyor. Bu da TFSI motoru diğer motorlardan ayıran ve bütün motor devirlerinde yüksek performans sağlayan en önemli özelliği oluyor.
Düşük sürtünmeli supap iteceklerine sahip silindir başlıkları, atmosferik beslemeli FSI motorlara göre daha fazla hava akışı sağlayan değiştirilmiş bir emme manifoldu şekline sahip. Bu da hem daha yumuşak çalışma hem de daha iyi vuruntu direnci ve verimlilik sağlıyor. Bu sayede turbo motor 10.5:1'lik sıkıştırma oranına ulaşıyor. Böylelikle hem atmosferik beslemeli hem de konvansiyonel turbo motorlara göre termodinamik verimliliğin arttırılmasında önemli bir rol oynuyor.

Motor bloğu GG 25 gri dökme demirden üretiliyor; bu madde hem yüksek basınca dayanıklılık hem de mükemmel ses özellikleri sağlıyor. Krank milinin iki katı hızda dönen iki dengeleyici şaft da motorun sakinlik özelliğini telafi ediyor. Motor gücü krank mili tarafından üçgen bir zincirle aktarılıyor; bu zincir hem yağ pompasını hem de dengeleyici şaftları hareket ettiriyor. Bu önlemler sonucunda dört silindirli turbo beslemeli bir motor için çok iyi titreşim özellikleri elde edilmiş olunuyor. 
Maksimum tork değeri olan 280Nm, 1800 d/d ile 5000 d/d arasında elde edilebiliyor. Bu son derece geniş tork eğrisi, bir yandan çok az vites değiştirerek düşük yakıt tüketimiyle kullanmayı, bir yandan da güçlü bir hızlanma ve anında güç elde etmek için çok hafif bir gaz pedalı hareketinin yeterli olmasını sağlıyor.

Araçta Alman üretici ZF'nin üretimi olan ZF 6HP19A kodlu Tiptronik 6 ileri vitesli yağlı sistem otomatik şanzıman bulunuyor. ZF firması GETRAG'ın en büyük rakiplerinden biri ve Şanzıman konusunda oldukça kaliteli bir üretici. Öyleki, incelediğim araçtaki şanzıman sorunsuzluğu ve sağlamlığının, 2010'lu yıllardaki S-Tronic(DSG) şanzımanlarda dahi olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Direksiyonun arkasındaki F1 butonları ile motorun uyumu gayet güzel çalışıyor. Bu aracın kalkışında ve ani ara hızlanmalarında vitesi “S”(Sport) konumuna almanızı öneririm. Zira D modunda da agresif sürüşler yapılabiliyor fakat genel olarak bu araçta da D modu genel anlamda ekonomi ve konforlu sürüş üzerine kurulu.
Vites geçişleri CVT’yi hatırlatırcasına hissedilmeden gerçekleşiyor. D modunda 1.800devri geçmeden yakıt tüketimi adına çok makul ve ekonomik değerler elde edilebiliyor.
Spor sürüşlerde araç devir kesiciye girdiğinde çok kısa bir bekleme süresi görüyorsunuz (0,2sn civarında, normal kullanıcılar belki çok farkedemeyebilirler) Bunun sebebi, aracın şanzımanının tiptronik ve yağlı sistemden oluşuyor olması.
Spor sürüşlerde vites kolunu “S” moduna alarak ihtiyacınızı gidermenizi öneririm. Aksi halde tiptronik oluşu sebebiyle F1 kulakçıkları zaman kaybetmenize sebep olabilir. CVT şanzımanlardaki gibi saniselik tepkiler beklerseniz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.
Kullanılan şanzımanla ilgili daha detaylı teknik bilgiyi, üretici ZF'nin kataloğundaki bu linkten temin edebilirsiniz.

Gelelim aracın belkide en can alıcı noktasına; Torsen T-2 Quattro sistemine...
Araç sürekli tüm tekerleklerden çekiş sistemine sahip(AWD).  Dağılım %60 arkadan itiş, %40 önden çekiş şeklinde. Bu çalışma prensibinin hayata geçebilmesi, müthiş bir teknolojiye bağlı; Bu teknolojinin adı, Torsen-diferansiyali. İngilizce "torque" (tork) ve "sensing" (hissetme) sözcüklerinden türetilmiş. Torsen-diferansiyali, elektronik yardım olmaksızın kendini kitleyebilen salyangoz çarklı bir şanzıman. Sekiz adet hareketli salyangoz çark sürtünmeye tepki vererek, Torsen-diferansiyelini bir tür mekanik bilgisayara dönüştürüyor. 
Fazla yer kaplamayacak şekilde, ön ve arka aks arasında şanzımanın içinde konumlandırılmış ve Audi'nin boyuna yerleştirilen motorlarında, ön ve arka aks arasında değişebilen güç dağılımını ayarlıyor. Torsen-diferansiyeli tekerleklerin patinaj yapacağını "hisseder" ve çekici gücü saliseler içinde diğer aksa yönlendirir. Ayrıca ön ve arka aks arasında "gerilmeyi" önlemek amacıyla, devir farklılıklarını dengeliyor.

Bu farklılıklar örneğin virajlarda oluşuyor, çünkü daha büyük bir daire çapını kat etmek zorunda olan ön tekerlekler daha hızlı dönmektedir.

Ayrıca bu araçtaki iki akstaki elektronik diferansiyel kilidi (EDL), gerektiğinde tekerleklerin patinajını aks bazında önler. Birden fazla tekerlekte hız farklılıkları olması durumunda böylece güç tek bir tekerlekte yoğunlaşır.

Quattro çekişli bir araç, tamamen kendine özgü bir üstünlüğe sahip. Quattro sistemi, motorun tek bir beygir gücünü ya da bir Nm torkunu heba etmeden, yüksek motor performansının her sürüş koşulunda yola aktarılmasını sağlıyor. Dördü birden quattro çekişi itici gücü dört tekerlek arasında paylaştırıyor. Böylece tekerlek başına yola aktarılan toplam güç azalıyor ve araç virajlar ya da ıslak zemin gibi olağanüstü koşullar altında bile yol duruşunu koruyor.

Araç S-Line olduğu için, lastik ebatı olarak aracın standart fabrika çıkışında 235X45X17 ölçüleri yer alıyor. Yine S-Line olması sebebiyle akranlarından 3cm yere daha yakın ve sert ayarlanmış spor süspansiyon sistemi mevcut.
Önemli bir notu bu noktada belirtmek istiyorum; Spor süspansiyon iç S-Line seçeneği ile birlikte gelen bir özellik. Sadece dış S-Line olan araçlarda spor süspansiyon bulunmuyor. Spor süspansiyon olmayan araçlar yolda yeterince basık görünmedikleri için agresif görünümden ve spor kullanımından uzaklaşmış oluyorlar.
Bir aracın İç S-Line'a sahip olup olmadığını şunlara bakarak anlayabilirsiniz; Spor yarı deri koltuklar(Koltuklarda S-Line İşlemesi vardır), 3 kollu Spor direksiyon (Direksiyonun alt kısmında S-Line kabartması vardır), İç tavan döşemesi koyu gri rengindedir, araç daha serttir (spor süspansiyon sebebiyle) vb.
Kasislerde veya bozuk yollarda içeriye ses almayan, sert yapısına rağmen oldukça konforlu bir sürüş karakteristiğine sahip. 
Araçta 17’’lik S-Line 9 kollu bijon kilitli çelik jantlar fabrika çıkışlı olarak araçta yer alıyor.
 
Performanslı bir kullanım istiyorsanız Turbonun devreye girmesi yeterli oluyor. 1800 devirden itibaren ayağınızın altındaki 200 beygirlik büyük gücü her an hissedebiliyorsunuz. 1800 devirden önce araçta herhangi bir yığılma veya kararsızlık olmazken bu şekilde kullandığınız zaman yakıt tüketimi anlamında beklenmedik şekilde ekonomik değerler elde edebiliyorsunuz.  
Gaz pedalının sonunda kick down için bir boşluk bulunuyor. Hangi viteste olursanız olun gaza o aşamaya kadar bastığınızda aracın adeta zincirlerini kopartarak çıldıran bir boğa edasıyla vites küçülterek şahlandığını görüyorsunuz. Quattro olması ve dağılımın %60’ının arkada olması sebebiyle de sizi içinizden tutarak keyifle birlikte bir anda öne fırlattığına şahit oluyorsunuz. Öyle ki, ani gaza basmalarınızda acaba aracı durdurabilecek miyim izlenimine kapılıyorsunuz. Bu noktada 100 km/s hızda 37 metre gibi kısa bir mesafede aracı durdurabiliyorsunuz. Bu durma mesafesinin rakiplerinden (Bmw 3 - Mercedes C) 1 metre daha iyi olduğunu belirtelim.

Aracın hızı hissettirmeyen bir yapısı var. Öyleki, bazen yavaş olduğunu düşündüğünüz anlarda dikiz aynasına baktığınızda trafiği veya beraber yürüdüğünüz bir araçla aranızdaki oluşan farkı gördüğünüzde hızınızı anlayabiliyorsunuz.
0-100 km/s hızlanmasını 7,5 saniye gibi bir değerde tamamlayan aracın katalog verisi olarak son hızı 235 km/s olarak gösterilse de, otoyol denemelerinde rahatlıkla 260’lı değerleri görebiliyorsunuz.
A4 2.0 TFSI performans anlamında Chip Tuning ve diğer modifiyelere çok olumlu sonuçlar veren bir yapıda olması sebebiyle tuning dünyasında tanınan, bilinen bir ünvana sahip.
İlk bakışta eksik parça varmış gibi görünen aracın ön sis farlarının iç kısımlarındaki boşluklar, kasıtlı olarak intercoolera hava girişi için bırakılmış alanlardan oluşuyor.
Arkadaki egzoz çıkışları aracın genel karakteristiğini ve gücünü gösterir biçimde tasarlanmış. Bu nesil araçların güçlü versiyonlarının bu şekilde çift çıkışa sahip olduğunu ve trafikte bu araçların hüsranına uğramamak için fazla sıkıştırılmaması gerektiğini biliyoruz :)



Üçüncü nesil A4 (B7) 2001 yılında Euro-NCAP çarpışma testlerinde 4 yıldızla değerlendirildi. Rakipleri Bmw 3 Serisi ve Mercedes C serisinin de aynı şekilde 4 yıldızla değerlendirildiğini görüyoruz.

Bu çarpışma testlerinde son yıllara nazaran eskiden yıldız almak ya daha zordu, ya da günümüzde işin sırrını çözen firmalar A-B sınıfı araçlarına dahi kolaylıkla 5 yıldız alabiliyorlar. İşin sırrımı çözüldü, yoksa eskiden NCAP kriterleri daha mı az esnek ve katıydı ona siz karar verin
lütfen…
Aracımda ABS, EBD, Fren destek sistemi, ESP, ASR, Elektronik Diferansiyel Kilidi (EDL), Sürücü, Yolcu, Yan ve Perde hava yastıkları olmak üzere toplam 6 adet hava yastığı bulunuyor.
 
Araç 2005 model olmasına karşın iç mekanda kullanılan malzemeler marka kimliğine yakışır düzeyde. Üretiminin üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen kaliteli bir işçilik ve malzeme kullanıldığını rahatlıkla görebiliyorsunuz.
Aşınma anlamında sadece klima bölmesindeki butonlarda renk solmasını görebiliyorsunuz. Bu kısımlarda daha kaliteli aşınmayacak butonlar kullanılabilirmiş. Bunun yanında güvenlik özelliklerinin yanısıra,  otomatik çift bölmeli kliması çok güzel çalışıyor. Tüm camlardaki buğular saniyeler içinde kayboluyor. İlk kez bir araçta klimayı çalıştırdığımda motorla senkron olmadığına şahit oluyorum. Klimayı açtığınızı kesinlikle üfleme sesi dışında hissedemiyorsunuz (200Hp arabada olsun o kadar dediğinizi duyar gibiyim:)).
Direksiyonun boyutu çok iyi ayarlandığı için çok kolay bir tutuş ve sürüş zevki veriyor. Yine direksiyon derisinde en ufak bir aşınma olmayışı ve 2013 modellerde dahi aynı direksiyonun kullanıldığı dikkatimden kaçmıyor.
Araç S-Line olması sebebiyle koltukları tamamen spor araçlardaki tarzda dizayn edilmiş ve araca ilk binişinizde direk gözünüze çarpan S-Line logoları ile karşılaşıyorsunuz.
 Genel olarak deriden oluşturulmuş koltukların oturma bölümleri kumaştan ve ön koltukların ön bölmeleri uzatılabilir tasarlanarak uzun yolculuklarda daha rahat edilmesi sağlanmış.
Koltukların arka kısımları 3 büyük markadan alışık olduğumuz üzere sert plastikten oluşuyor ve ayak çarpmalarında vb. iz bırakmıyor. Buna rağmen ben aracımda oğlumun çocuk koltuğunun önündeki koltuğa arka korumalık takıyorum :)
Tüm kapılarda S-Line metalik çıtalar bulunuyor. Araçta orta ve yüksek hızlarda yol ve motor sesini pek duymuyorsunuz. Üst devirlerde spor ruhunu yansıtan Turbo üfleme sesi adeta size senfoni sunar şekilde içeriye yansıyor.
Sıkışma önleyicili çift kademeli anahtardan açılıp kapatılabilen elektrikli camlar, elektrikli aynalar, sis farları, gündüz farları(DLR), ısı yalıtımlı camlar, uzaktan kumandalı merkezi kilit, yükseklik ayarlı ve bel desteği elektrikli ön koltuklarlar, Bi-Xenon(kısa-uzun tek mercekte) farlar, Far yıkama, far ve yağmur sensörleri, otomatik kararan dikiz aynası, iç ve dış alarm sistemi, önde ve arkada saklama hazneli kol dayamalar, bardaklık, Audi Concert 2 Radyo/CD çalar, arka kapılarda çocuk kilitleri, bijon kilidi, ilk yardım çantası ve reflektör, yol bilgisayarı, hareket halinde otomatik kilitlenen kapılar gibi sürüşü ve konforu arttıran özelliklere sahip. Bagajı 460 Lt ile D segmenti için fena sayılmayacak bir hacime sahip.
Aracın anahtarı sustalı ve üzerinde bagaj açma işlevi de yer alıyor. Yine anahtar ile tüm camlar açılıp kapatılabiliyor.
Aracın ses sistemi genel anlamda oldukça başarılı. Benim aracıma önceki sahibi tarafından “Focal” marka profesyonel ses sistemi uygulanmış. Amfiler ve bagajdaki kabinli woofer sayesinde oldukça  kaliteli bir ses almaktayım. Aracın sıfır alınırken opsiyon dahilinde sunulan “BOSE” marka ses sisteminin de epey övgüsünü okumuştum. Öyle bir araç alındığında ses sistemi ile oynanmasına gerek olmadığını düşünüyorum. 
Aracımda fabrika çıkışlı orijinal ana ünite olarak “Audi Concert 2” kullanılmış. Maalesefki Mp3 formatındaki dosyaları okuyamıyor. Yine bir maalesef daha ana ünite sadece bir adet cd alabiliyor. Bilgisayardan kendi oluşturacağınız Cd’lerde, dinleyeceğiniz parçaları WAV formatında kaydetmeniz gerekiyor, aksi halde çektiğiniz Cd’leride dinleyemiyorsunuz.
Ana ünite üzerinden diğer tüm akustik ayarlamaları gerçekleştirebiliyorsunuz ve Ses Sitemini direksiyondan kumanda edebiliyorsunuz.
Aracın boş ağırlığı 1536 Kg. Biraz hızını aldıktan sonra çok az gaz vermelerle rahatlıkla yol alabiliyorsunuz. Bunun sonucunda Kartal-Bostancı arası yolculuklarımda(bu aralıktaki mesafe yaklaşık 12km) 90km/hız ile, 7,3 lt gibi bir ortalamayı yakalayabiliyorum.
Şehir içi yoğun trafikte ise 11-12 lt gibi değerleri genel ortalama olarak ölçümlüyorum. “S” modundaki agresif kullanımlarda ise ortalama 14 lt civarında gerçekleşiyor. Bu değerlerin 2.0 Turbo ve 200Hp’lik 4 çeker bir araç için makul seviyeler olduğunu düşünüyorum. Araca yeni nesil LPG sistemi uygulayan ve memnun olan kullanıcıların olduğunu gördüm. Hafta içi çok kullanmayacak olmam sebebiyle yukarıda verdiğim değerler bu konfigürasyondaki ve D segmentindeki bir araç için bana oldukça makul geldi. Şüphesiz ki bu değerlere aracın düşük sürtünme katsayısının da(0.33) etkisi çok büyüktür. Aracın Yakıt deposu 63 litre ve CO2 emisyon değeri 226 g/km.
2004 yılında üretimine başlanıp 2007 yılında diğer nesline geçilen, ülkemizde de 2005 ve 2008 yılları arasında satışı gerçekleştirilmiş olan üçüncü nesil (B7) Audi A4 2.0 TFSI Quattro’yu tercih etme aşamasında yaşından ve kilometresinden ötürü tereddüt yaşayabilirsiniz. Fakat bu tereddütlerin, bakımlı bir aracın içine oturup kullandıktan sonra yersiz olduğunu göreceksiniz.
Araç hali hazırda spor bir tasarıma sahip. Siz ekstra olarak ona bir zırh giydirmek isterseniz, S-Line olanından tercih etmelisiniz. Audi olması münasebetiyle aracın toplumda bir sempatisi ve olumlu yansıması var. İkinci elde sıfırlarına nazaran çok uygun fiyatlara edinebileceğiniz bu güzel tecrübeyi tüm otomobil tutkunlarına tavsiye ederim...