Audi A4 2.0 TFSI Quattro S-Line
Hayatta, farkındalığı yüksek insanları heyecanlandıran özel otomobiller vardır...
Gözlerin daima üzerinde olduğu, yanımızdan geçip gittiklerinde ufukta kaybolana kadar ardından tatlı bir tebessümle izlediğimiz...
Mitsubishi Lancer 1.8 CVT aracımdan sonra, bu heyecanı devam ettirmek adına uzun araştırmalar ve
incelemelerim sonucunda üçüncü nesil bir (B7) Audi A4 2.0 TFSI Quattro S-Line
almaya karar verdim.
- Audi olması yetmezdi, A4 olmalıydı.
- A4 tek başına yetmezdi, Turbo olmalıydı.
- Turbo tek başına yetmezdi, Quattro olmalıydı.
- Tüm bunların birleşimini safkan bir alt yapıda bir zırh ile araca
giydirmek gerekirdi, o sebeple S-Line olmalıydı…
Benim gibi sıklıkla Uzakdoğu üretimi araçları tecrübe etmiş
kullanıcıların, Alman otomobillerine geçişinde bir alışma evresi gerekiyor.
Kendinize bu konuda esneklik göstermeli, zaman tanımalısınız. Öyleki; Araca
biniş inişler, oturma pozisyonu, konsol erişimleri, direksiyon hafifliği,
güvenlik konuları gibi birçok detayda farklılıkları daha ilk kullanımda
gözlemlemeniz mümkün.
Bu gözlem sonucunda bir tarafın işinde daha iyi veya kötü
olduğundan ziyade, günümüzde ne kadar globalde olsa insanların yaşadıkları
bölgelerle farklı olduklarını ve bu farklılıklarını ürettikleri çıktılara
yansıttıklarını görüp insanın yaratılışındaki zenginliği ve mucizeyi
görebiliyorsunuz.
İkinci el bir Audi alıyorsanız, aracın kullanım kılavuzları,
broşürleri konularında ilk sahiplerinin maalesef ki bu dokümantasyonu muhafaza
etmede ne kadar bonkör davrandıklarını görebiliyorsunuz. Konuştuğum yazıştığım
onlarca kişi aynı dertten muzdarip. Zira her ne kadar online olarak bu ihtiyaç
giderilebilse de el altında bir kitabın olmaması büyük eksiklik.
Sonuç; Audi kullanıcı profili, araçlarının
kullanım kılavuzlarına ve genel dokümantasyonuna önem vermiyor saklamıyor. Veya
çok iyi saklıyor satarken dahi alıcısına teslim etmiyor
:)
Bu araçla trafikte ilerlerken epey bir saygın oluyorsunuz ve yol vereniniz bir hayli fazla oluyor.
Bunun sebebi 0-100’ünün 7 saniye civarında olması değil. Öndeki 4 halkadan
kaynaklı. Bu markanın farklı bir prestiji var. Bmw ve Mercedes’ten de farklı
bir prestij bu. İçinde biraz mütevazilik, alçak gönüllülük, biraz teknik bilgi,
biraz olgunluk barındıran…
A4’ün kalbi uzunlamasına yerleştirilmiş direkt benzin
enjeksiyonlu 1984cc, 200Hp ve 280Nm değerlerine sahip turbo motordan oluşuyor.
Maksimum gücünü 5100 devirde veren araç, maksimum torkuna ise 1800 devirde
ulaşıyor. Aynı motor bu ailenin birçok spor aracında karşımıza çıkıyor (Golf
GTI, Leon Cupra vb.).

Dördüncü nesil A4’lerde (2009 Yılı ve sonrası) bu motor
211Hp olarak karşımıza çıkıyor. Motorda ve yürüyen aksamda çok büyük
değişiklikler olmazken, en büyük farklılık vites sisteminde S-Tronik(DSG) ile çift
kavramalı şanzımana geçiş olmuş. Tabi çift kavramalı şanzımanlarda sıklıkla
karşılaşılan sorunlar bir önceki yani şuan sahip olduğum ve incelemesini
gerçekleştirdiğim B7 kasada neredeyse karşılaşılması pek mümkün olmayan
arızalar.
TFSI (Turbo Fuel Stratified Injection)Turbo
beslemeli direkt benzin enjeksiyonlu motorun çalışma prensibini biraz açıklamak
gerekirse; yakıt, talebe bağlı olarak
kontrol edilen yüksek basınçlı bir pompa ile sağlanan bir ortak yakıt sistemi
yoluyla püskürtülüyor. Emme supaplarının arasında yer alan bir enjektörle yakıt
doğrudan yanma odasına milisaniyelik hassasiyetle ve 110 bara varan basınçla
püskürtülüyor. Yakıt/hava karışımı yanma odasında bütünüyle homojen bir şekilde
dağıtılıyor. Bu da TFSI motoru diğer motorlardan ayıran ve bütün motor
devirlerinde yüksek performans sağlayan en önemli özelliği oluyor.

Düşük sürtünmeli supap iteceklerine sahip silindir başlıkları,
atmosferik beslemeli FSI motorlara göre daha fazla hava akışı sağlayan
değiştirilmiş bir emme manifoldu şekline sahip. Bu da hem daha yumuşak çalışma
hem de daha iyi vuruntu direnci ve verimlilik sağlıyor. Bu sayede turbo motor
10.5:1'lik sıkıştırma oranına ulaşıyor. Böylelikle hem atmosferik beslemeli hem
de konvansiyonel turbo motorlara göre termodinamik verimliliğin arttırılmasında
önemli bir rol oynuyor.
Motor bloğu GG 25 gri dökme demirden üretiliyor; bu madde hem
yüksek basınca dayanıklılık hem de mükemmel ses özellikleri sağlıyor. Krank
milinin iki katı hızda dönen iki dengeleyici şaft da motorun sakinlik
özelliğini telafi ediyor. Motor gücü krank mili tarafından üçgen bir zincirle
aktarılıyor; bu zincir hem yağ pompasını hem de dengeleyici şaftları hareket
ettiriyor. Bu önlemler sonucunda dört silindirli turbo beslemeli bir motor için
çok iyi titreşim özellikleri elde edilmiş olunuyor.
Maksimum tork değeri olan 280Nm, 1800 d/d ile 5000 d/d arasında
elde edilebiliyor. Bu son derece geniş tork eğrisi, bir yandan çok az vites değiştirerek
düşük yakıt tüketimiyle kullanmayı, bir yandan da güçlü bir hızlanma ve anında
güç elde etmek için çok hafif bir gaz pedalı hareketinin yeterli olmasını
sağlıyor.
Araçta Alman üretici ZF'nin üretimi olan ZF 6HP19A kodlu Tiptronik 6 ileri vitesli yağlı sistem otomatik
şanzıman bulunuyor. ZF firması GETRAG'ın en büyük rakiplerinden biri ve Şanzıman konusunda oldukça kaliteli bir üretici. Öyleki, incelediğim araçtaki şanzıman sorunsuzluğu ve sağlamlığının, 2010'lu yıllardaki S-Tronic(DSG) şanzımanlarda dahi olmadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.
Direksiyonun arkasındaki F1 butonları ile motorun uyumu
gayet güzel çalışıyor. Bu aracın kalkışında ve ani ara hızlanmalarında vitesi
“S”(Sport) konumuna almanızı öneririm. Zira D modunda da agresif sürüşler
yapılabiliyor fakat genel olarak bu araçta da D modu genel anlamda ekonomi ve
konforlu sürüş üzerine kurulu.
Vites geçişleri CVT’yi hatırlatırcasına
hissedilmeden gerçekleşiyor. D modunda 1.800devri geçmeden yakıt tüketimi adına
çok makul ve ekonomik değerler elde edilebiliyor.
Spor sürüşlerde araç devir kesiciye girdiğinde çok kısa bir
bekleme süresi görüyorsunuz (0,2sn civarında, normal kullanıcılar belki çok
farkedemeyebilirler) Bunun sebebi, aracın şanzımanının tiptronik ve yağlı
sistemden oluşuyor olması.
Spor sürüşlerde vites kolunu “S” moduna
alarak ihtiyacınızı gidermenizi öneririm. Aksi halde tiptronik oluşu sebebiyle
F1 kulakçıkları zaman kaybetmenize sebep olabilir. CVT şanzımanlardaki gibi saniselik
tepkiler beklerseniz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.
Kullanılan şanzımanla ilgili daha detaylı teknik bilgiyi, üretici ZF'nin kataloğundaki
bu linkten temin edebilirsiniz.
Gelelim aracın belkide en can alıcı noktasına; Torsen T-2 Quattro sistemine...
Araç sürekli tüm tekerleklerden çekiş sistemine sahip(AWD).
Dağılım %60 arkadan itiş, %40 önden çekiş
şeklinde. Bu çalışma prensibinin hayata geçebilmesi, müthiş bir teknolojiye
bağlı; Bu teknolojinin adı, Torsen-diferansiyali. İngilizce "torque"
(tork) ve "sensing" (hissetme) sözcüklerinden türetilmiş.
Torsen-diferansiyali, elektronik yardım olmaksızın kendini kitleyebilen
salyangoz çarklı bir şanzıman. Sekiz adet hareketli salyangoz çark sürtünmeye
tepki vererek, Torsen-diferansiyelini bir tür mekanik bilgisayara dönüştürüyor.

Fazla yer kaplamayacak şekilde, ön ve arka aks arasında
şanzımanın içinde konumlandırılmış ve Audi'nin boyuna yerleştirilen
motorlarında, ön ve arka aks arasında değişebilen güç dağılımını ayarlıyor.
Torsen-diferansiyeli tekerleklerin patinaj yapacağını "hisseder" ve
çekici gücü saliseler içinde diğer aksa yönlendirir. Ayrıca ön ve arka aks
arasında "gerilmeyi" önlemek amacıyla, devir farklılıklarını
dengeliyor.

Bu farklılıklar örneğin virajlarda oluşuyor, çünkü daha büyük bir
daire çapını kat etmek zorunda olan ön tekerlekler daha hızlı dönmektedir.
Ayrıca bu araçtaki iki akstaki elektronik diferansiyel kilidi (EDL),
gerektiğinde tekerleklerin patinajını aks bazında önler. Birden fazla
tekerlekte hız farklılıkları olması durumunda böylece güç tek bir tekerlekte
yoğunlaşır.
Quattro çekişli bir araç, tamamen kendine özgü bir üstünlüğe
sahip. Quattro sistemi, motorun tek bir beygir gücünü ya da bir Nm torkunu heba
etmeden, yüksek motor performansının her sürüş koşulunda yola aktarılmasını
sağlıyor. Dördü birden quattro çekişi itici gücü dört tekerlek arasında
paylaştırıyor. Böylece tekerlek başına yola aktarılan toplam güç azalıyor ve
araç virajlar ya da ıslak zemin gibi olağanüstü koşullar altında bile yol
duruşunu koruyor.
Araç S-Line olduğu için, lastik ebatı olarak aracın standart
fabrika çıkışında 235X45X17 ölçüleri yer alıyor. Yine S-Line olması sebebiyle
akranlarından 3cm yere daha yakın ve sert ayarlanmış spor süspansiyon sistemi
mevcut.
Önemli bir notu bu noktada belirtmek istiyorum; Spor süspansiyon iç S-Line seçeneği ile birlikte gelen bir özellik. Sadece dış S-Line olan araçlarda spor süspansiyon bulunmuyor. Spor süspansiyon olmayan araçlar yolda yeterince basık görünmedikleri için agresif görünümden ve spor kullanımından uzaklaşmış oluyorlar.
Bir aracın İç S-Line'a sahip olup olmadığını şunlara bakarak anlayabilirsiniz; Spor yarı deri koltuklar(Koltuklarda S-Line İşlemesi vardır), 3 kollu Spor direksiyon (Direksiyonun alt kısmında S-Line kabartması vardır), İç tavan döşemesi koyu gri rengindedir, araç daha serttir (spor süspansiyon sebebiyle) vb.
Kasislerde veya bozuk yollarda içeriye ses almayan, sert yapısına
rağmen oldukça konforlu bir sürüş karakteristiğine sahip.
Araçta 17’’lik S-Line 9
kollu bijon kilitli çelik jantlar fabrika çıkışlı olarak araçta yer alıyor.
Performanslı bir kullanım istiyorsanız Turbonun devreye
girmesi yeterli oluyor. 1800 devirden itibaren ayağınızın altındaki 200
beygirlik büyük gücü her an hissedebiliyorsunuz. 1800 devirden önce araçta
herhangi bir yığılma veya kararsızlık olmazken bu şekilde kullandığınız zaman
yakıt tüketimi anlamında beklenmedik şekilde ekonomik değerler elde
edebiliyorsunuz.

Gaz pedalının sonunda kick down için bir boşluk bulunuyor.
Hangi viteste olursanız olun gaza o aşamaya kadar bastığınızda aracın adeta
zincirlerini kopartarak çıldıran bir boğa edasıyla vites küçülterek şahlandığını
görüyorsunuz. Quattro olması ve dağılımın %60’ının arkada olması sebebiyle de sizi
içinizden tutarak keyifle birlikte bir anda öne fırlattığına şahit oluyorsunuz.
Öyle ki, ani gaza basmalarınızda acaba aracı durdurabilecek miyim izlenimine
kapılıyorsunuz. Bu noktada 100 km/s hızda 37 metre gibi kısa bir mesafede aracı
durdurabiliyorsunuz. Bu durma mesafesinin rakiplerinden (Bmw 3 - Mercedes C) 1
metre daha iyi olduğunu belirtelim.
Aracın hızı hissettirmeyen bir yapısı var. Öyleki, bazen yavaş olduğunu
düşündüğünüz anlarda dikiz aynasına baktığınızda trafiği veya beraber yürüdüğünüz bir araçla aranızdaki oluşan farkı gördüğünüzde hızınızı anlayabiliyorsunuz.
0-100 km/s hızlanmasını 7,5 saniye gibi bir değerde
tamamlayan aracın katalog verisi olarak son hızı 235 km/s olarak gösterilse de,
otoyol denemelerinde rahatlıkla 260’lı değerleri görebiliyorsunuz.
A4 2.0 TFSI
performans anlamında Chip Tuning ve diğer modifiyelere çok olumlu sonuçlar
veren bir yapıda olması sebebiyle tuning dünyasında tanınan, bilinen bir ünvana
sahip.
İlk bakışta eksik parça varmış gibi görünen
aracın ön sis farlarının iç kısımlarındaki boşluklar, kasıtlı olarak intercoolera hava girişi için bırakılmış
alanlardan oluşuyor.

Arkadaki egzoz çıkışları aracın genel karakteristiğini ve
gücünü gösterir biçimde tasarlanmış. Bu nesil araçların güçlü versiyonlarının
bu şekilde çift çıkışa sahip olduğunu ve trafikte bu araçların hüsranına uğramamak
için fazla sıkıştırılmaması gerektiğini biliyoruz :)
Üçüncü nesil A4 (B7) 2001 yılında Euro-NCAP çarpışma
testlerinde 4 yıldızla değerlendirildi. Rakipleri Bmw 3 Serisi ve Mercedes C
serisinin de aynı şekilde 4 yıldızla değerlendirildiğini görüyoruz.
Bu çarpışma
testlerinde son yıllara nazaran eskiden yıldız almak ya daha zordu, ya da
günümüzde işin sırrını çözen firmalar A-B sınıfı araçlarına dahi kolaylıkla 5
yıldız alabiliyorlar. İşin sırrımı çözüldü, yoksa eskiden NCAP kriterleri daha mı
az esnek ve katıydı ona siz karar verin
lütfen…
Aracımda ABS, EBD, Fren destek sistemi, ESP, ASR, Elektronik
Diferansiyel Kilidi (EDL), Sürücü, Yolcu, Yan ve Perde hava yastıkları olmak
üzere toplam 6 adet hava yastığı bulunuyor.

Araç 2005 model olmasına karşın iç mekanda kullanılan
malzemeler marka kimliğine yakışır düzeyde. Üretiminin üzerinden bunca yıl
geçmesine rağmen kaliteli bir işçilik ve malzeme kullanıldığını rahatlıkla
görebiliyorsunuz.
Aşınma anlamında sadece klima bölmesindeki butonlarda renk solmasını
görebiliyorsunuz. Bu kısımlarda daha kaliteli aşınmayacak butonlar
kullanılabilirmiş. Bunun yanında güvenlik özelliklerinin yanısıra,
otomatik çift bölmeli kliması çok güzel
çalışıyor. Tüm camlardaki buğular saniyeler içinde kayboluyor. İlk kez bir
araçta klimayı çalıştırdığımda motorla senkron olmadığına şahit oluyorum.
Klimayı açtığınızı kesinlikle üfleme sesi dışında hissedemiyorsunuz (200Hp
arabada olsun o kadar dediğinizi duyar gibiyim
:)).
Direksiyonun boyutu çok iyi ayarlandığı için çok kolay bir
tutuş ve sürüş zevki veriyor. Yine direksiyon derisinde en ufak bir aşınma
olmayışı ve 2013 modellerde dahi aynı direksiyonun kullanıldığı dikkatimden
kaçmıyor.
Araç S-Line olması sebebiyle koltukları tamamen spor
araçlardaki tarzda dizayn edilmiş ve araca ilk binişinizde direk gözünüze
çarpan S-Line logoları ile karşılaşıyorsunuz.
Genel olarak deriden oluşturulmuş
koltukların oturma bölümleri kumaştan ve ön koltukların ön bölmeleri uzatılabilir tasarlanarak uzun yolculuklarda daha rahat edilmesi sağlanmış.
Koltukların arka kısımları 3
büyük markadan alışık olduğumuz üzere sert plastikten oluşuyor ve ayak
çarpmalarında vb. iz bırakmıyor. Buna rağmen ben aracımda oğlumun çocuk
koltuğunun önündeki koltuğa arka korumalık takıyorum :)
Tüm kapılarda S-Line metalik çıtalar bulunuyor. Araçta orta
ve yüksek hızlarda yol ve motor sesini pek duymuyorsunuz. Üst devirlerde spor
ruhunu yansıtan Turbo üfleme sesi adeta size senfoni sunar şekilde içeriye
yansıyor.
Sıkışma önleyicili çift kademeli anahtardan açılıp
kapatılabilen elektrikli camlar, elektrikli aynalar, sis farları, gündüz
farları(DLR), ısı yalıtımlı camlar, uzaktan kumandalı merkezi kilit, yükseklik ayarlı
ve bel desteği elektrikli ön koltuklarlar, Bi-Xenon(kısa-uzun tek mercekte) farlar, Far yıkama, far ve yağmur sensörleri, otomatik
kararan dikiz aynası, iç ve dış alarm sistemi, önde ve arkada saklama hazneli
kol dayamalar, bardaklık, Audi Concert 2 Radyo/CD çalar, arka kapılarda çocuk
kilitleri, bijon kilidi, ilk yardım çantası ve reflektör, yol bilgisayarı,
hareket halinde otomatik kilitlenen kapılar gibi sürüşü ve konforu arttıran
özelliklere sahip. Bagajı 460 Lt ile D segmenti için fena sayılmayacak bir hacime
sahip.
Aracın anahtarı sustalı ve üzerinde bagaj açma işlevi de yer
alıyor. Yine anahtar ile tüm camlar açılıp kapatılabiliyor.
Aracın ses sistemi genel anlamda oldukça başarılı. Benim
aracıma önceki sahibi tarafından “Focal” marka profesyonel ses sistemi
uygulanmış. Amfiler ve bagajdaki kabinli woofer sayesinde oldukça kaliteli bir ses almaktayım. Aracın sıfır
alınırken opsiyon dahilinde sunulan “BOSE” marka ses sisteminin de epey övgüsünü
okumuştum. Öyle bir araç alındığında ses sistemi ile oynanmasına gerek
olmadığını düşünüyorum.
Aracımda fabrika çıkışlı orijinal ana ünite olarak “Audi
Concert 2” kullanılmış. Maalesefki Mp3 formatındaki dosyaları okuyamıyor. Yine
bir maalesef daha ana ünite sadece bir adet cd alabiliyor. Bilgisayardan kendi
oluşturacağınız Cd’lerde, dinleyeceğiniz parçaları WAV formatında kaydetmeniz
gerekiyor, aksi halde çektiğiniz Cd’leride dinleyemiyorsunuz.
Ana ünite
üzerinden diğer tüm akustik ayarlamaları gerçekleştirebiliyorsunuz ve Ses
Sitemini direksiyondan kumanda edebiliyorsunuz.
Aracın boş ağırlığı 1536 Kg. Biraz hızını aldıktan sonra
çok az gaz vermelerle rahatlıkla yol alabiliyorsunuz. Bunun sonucunda Kartal-Bostancı
arası yolculuklarımda(bu aralıktaki mesafe yaklaşık 12km) 90km/hız ile, 7,3 lt
gibi bir ortalamayı yakalayabiliyorum.
Şehir içi yoğun trafikte ise 11-12 lt
gibi değerleri genel ortalama olarak ölçümlüyorum. “S” modundaki agresif
kullanımlarda ise ortalama 14 lt civarında gerçekleşiyor. Bu değerlerin 2.0
Turbo ve 200Hp’lik 4 çeker bir araç için makul seviyeler olduğunu düşünüyorum.
Araca yeni nesil LPG sistemi uygulayan ve memnun olan kullanıcıların olduğunu
gördüm. Hafta içi çok kullanmayacak olmam sebebiyle yukarıda verdiğim değerler bu
konfigürasyondaki ve D segmentindeki bir araç için bana oldukça makul geldi.
Şüphesiz ki bu değerlere aracın düşük sürtünme katsayısının da(0.33) etkisi çok
büyüktür. Aracın Yakıt deposu 63 litre ve CO2 emisyon değeri 226 g/km.
2004 yılında üretimine başlanıp 2007 yılında diğer nesline
geçilen, ülkemizde de 2005 ve 2008 yılları arasında satışı gerçekleştirilmiş
olan üçüncü nesil (B7) Audi A4 2.0 TFSI Quattro’yu tercih etme aşamasında
yaşından ve kilometresinden ötürü tereddüt yaşayabilirsiniz. Fakat bu
tereddütlerin, bakımlı bir aracın içine oturup kullandıktan sonra yersiz
olduğunu göreceksiniz.
Araç hali hazırda spor bir tasarıma sahip. Siz ekstra olarak
ona bir zırh giydirmek isterseniz, S-Line olanından tercih etmelisiniz. Audi olması münasebetiyle aracın toplumda bir sempatisi ve
olumlu yansıması var. İkinci elde sıfırlarına nazaran çok uygun fiyatlara
edinebileceğiniz bu güzel tecrübeyi tüm otomobil tutkunlarına tavsiye ederim...